SON DAKİKA

Gerçek Vatansever Kimdir?

Bu haber 03 Nisan 2020 - 12:00 'de eklendi ve kez görüntülendi.

İslam Dünyasının en büyük düşünürlerinden biri olan İbni Haldun, El-İber adlı kitabına önsöz mahiyetinde yazdığı Mukaddime adlı eserinde; ” İnsan içtimai yani toplumsal bir varlıktır” der ve insanın toplumu oluşturma düşüncesine dair şunları söyler: “İnsanlar bu dünyada yaşayışlarını sürdürebilmek için birbirleri ile yardımlaşmak, tehlikelere karşı birbirlerini korumak, sosyo-ekonomik sorunlarını çözebilmek için bir araya gelmek zorunda kalmışlardır. İnsan doğa karşısında yalnız ve zayıftır. İnsan bu yalnızlığı gidermek için, insana ihtiyaç duymuş ve durmadan kendisine bir hemcins aramıştır. Çünkü insan, diğer yaratıklardan tamamen farklı bir şekilde yaratılmıştır. İnsanın bedensel ihtiyaçları (gıda, giyim, barınak, cinsellik v.s. ) onu bir topluluk oluşturmaya zorlamıştır. Ayrıca çeşitli tabiat olayları ve çeşitli yırtıcı hayvanlar, insanı insana bağlanmaya zorunlu kılmıştır.” İnsanların bir araya gelerek oluşturdukları toplum denilen müessese de, bireyin diğer bireyler karşısında haklarını korumak, toplum içerisindeki düzeni, asayişi sağlamak için, devlet denilen yapıyı kurmayı gerekli görmüştür. Devlet nedir? İdeal devlet nasıl olmalıdır? Devletin bireye karşı, bireyin devlete karşı sorumlulukları nelerdir? Bütün bu sorular ve daha fazlası gerek Yunan filozofları gerek İslam filozofları tarafından çokça tartışılmış ve birbirinden farklı tezler ortaya atılmıştır. Bütün bu tartışmalar, ortaya atılan tezler bize şunu göstermektedir; aslında insan, en eski çağlardan beri ideal devlet arayışı içerisinde olmuştur. İnsanın ideal devlet arayışı içerisinde olması, yönetileni olduğu devletten kısmen de olsa memnun olmadığını göstermektedir. Elbette kusursuz insan olmadığı gibi, kusursuz devlet de olmaz. Devletlerin kusuru temelde hükmedenlerin kusurlarından kaynaklanmaktadır. Çünkü devlet ve hükümet birbirinden farklı yapılardır. Devletler bakidir, hükümetler ise muvakkattir. Türkiye Cumhuriyeti’nden örnek verecek olursak, isim ve anayasa olarak 1923’te değişiklik yaşasa da devletimizin temeli 1299 yılında kurulan Osmanlı Beyliği’ne dayanmaktadır. 721 yıllık süre zarfında devletin başına pek çok hükümet gelmiştir. Bu hükümetler devleti kendi belirlediği esaslara göre yönetme ihtiyacı duymuştur. Devletlerin kusurları, eksiklikleri, yönetilenleri bezdiren yüzü genellikle hükümetlerin belirlediği esaslar olmuştur. Vatan bilinci, esasında hükümetlere yönelik değil, devlet denilen yapıya yönelik uyanan bir bilinçtir. Aynı şekilde vatan sevgisi hükmedenlere değil, devlet denilen yapıya duyulan bir sevgidir. Vatanseverlik bilinci yönetenlerin, hükmedenlerin belirlediği yanlış esasları görmeyi engellerse, bu bilinç, hem birey için hem toplum için kötü sonuçlar doğurur. Gerçek bir vatansever, gerçek bir yurtsever hükmedileni olduğu hükümetin yanlış esaslarını dillendirmek mecburiyetindedir. Vatandaş olmanın temel koşulu budur. Üzülerek belirtmek istiyorum ki, bu koşulu yerine getirdiğimiz zaman, yani vatandaşlık, yurttaşlık görevimizi yerine getirdiğimiz zaman, içinde zerre vatan sevgisi, vatan bilinci bulunmayan, bir kısım parti fanatikleri tarafından insafsızca hakaretlere maruz kalmaktayız. Hükümetler eleştirilebilirliğini yitirdiği zaman, toplumda kaos, ümitsizlik hakim olur. Her yurttaş hükmedileni olduğu hükümetin belirlediği esasları eleştirme hüviyetine ve hürriyetine sahiptir. Gerçek vatansever, vatanını düşüncesiyle, eylemiyle, sözüyle, emeğiyle güzelleştiren, vatanı için akıl yoran, vatanı için endişelenen kişidir. Kartına atılan üç beş kuruş için, yahut sermayesini kaybetmemek için bu vatanın yontulmasına sessiz kalan kişi vatansever değil olsa olsa ancak vatan haini olur!

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com