SON DAKİKA

Eğitim mi Dediniz?

Bu haber 13 Mart 2019 - 14:56 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Geçenlerde İngilizce bir makale okurken, makalede geçen bir pasaj oldukça ilgimi çekti, ilgimi çekmenin yanı sıra, bu makaleyi yazmama da sebebiyet verdi.

Söz konusu pasajı Türkiye Türkçesine aktararak sizinle paylaşıyorum; “İngiliz üniversitelerinin çoğunda tarih ve edebiyat gibi beşerî bilimler bölümlerine giriş, zorluk bakımından tıp bilimlerinden sonra gelir.”

İnsanların bir araya gelip, toplum denilen yapıyı oluşturmalarını sağlayan temel olgu, kültürdür. Kültür ise içinde dili, dini, edebiyatı, tarihi, örf-adeti, gelenek-göreneği yani toplumu toplum yapan ne varsa, onu içermektedir. Bir toplumun edebiyatını ve tarihini anlatan, yorumlayan, ona yeniden can veren bireylerin kalitesi, en az o toplumun doktor kalitesi kadar önemlidir. Dolayısıyla Batı’da tarih ve edebiyat eğitimi veren fakültelere öğrenci alınırken, ince elenip sık dokunmaktadır. Yani başka bir deyişle, edebiyat yahut tarih fakültelerine girmek için bireylerin ciddi bir birikime sahip olmaları gerekir. Türkiye’de ki ilk ve orta öğretim kurumlarında verilen eğitim ve bu eğitimin sonucundaki akademik başarı seviyesi ortadadır.

İlk ve orta eğitimini vasat bir durumda tamamlayan bireyler, üniversiteye giriş sınavlarından yeterli bir puan alıp, ya meslek yüksek okullarına ya da fakültelere kaydoluyorlar. Elbette okumak, tahsil görmek her bireyin temel hakkıdır. Ama, eğer ticari ve siyasi amaç güdülerek ülkenin her yerine üniversite açıp, bilenini, bilmeyenini üniversitelere alırsanız; işsizlik de artar, kalifiyesiz personel de artar, eğitimde bozulur. Bugün, Batı’da bireyler gramer eğitimini ilk okulda tamamlarken, ülkemizde yüksek öğretimde dahi bireylere gramer dersleri verilmektedir. Yani üniversiteye, sözde yüksek öğrenime başlayan bireylere yeniden Türkçe eğitimi veriliyor. On iki yıllık bir eğitimden sonra Türkçeyi, ana hatları ile Türkçenin gramerini öğrenememiş bireyleri yüksek öğretim kurumlarına bilhassa beşerî bilimler fakültelerine almak, hangi akla hizmettir, bilinmiyor açıkçası!

Bana göre temel sebebi şudur; istatistiksel olarak dünyanın en çok okumuş nüfusuna sahip olmayı amaçlamak ve üniversite mezunu nüfus çokluğunu gelişmişlik alameti olarak görmek.

Oluyor mu peki öyle?

Olmuyor tabii ki. Meşhur bir söz vardır, eşeği bile üniversite kapısına bağlasanız, dişini sıkar, 6 yılda mezun olur. Ne yazık ki durum bundan ibaret. Üniversite okuyan bireylerin tamamı; bileni bilmeyeni, çok çalışanı, az çalışanı hepsi bir yol mezun olup, işsizler ordusuna katılmaktadırlar. Ana hatları ile Türkçenin gramerini bilmeyen, en basitinden bağlaç olan “da” ekinin ayrı yazılacağını bilmeyen bireyler, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinden mezun olup, Türkçe öğretmenliği yapmaktadırlar. Muhtasar Türkiye tarihini bilmeden Tarih bölümlerinden mezun olan bireyler, Tarih öğretmenliği yapmaktadırlar. Esasında bugün Türkiye’de beşerî ilimler fakültelerinden mezun olan bireylerin çoğu kısa zamanda ekonomik bağımsızlık kazanmak için gardiyanlık, polislik gibi farklı alanlara başvuruyorlar. Fakülte mezunları daha kolay polis ya da askeri personel oldukları için, bu fakültelere gelen çoğu birey, bu fakültelerden aldıkları diplomalarla polis ya da askeri personel olmaktadırlar. Bugün üç polisten ikisi fakülte mezunudur. Batı’da böylesi bir durum görmek imkansızdır. Dünya üniversiteleri sıralamasına baktığımızda bin üniversite arasında Oxford 5. sırada, Hacettepe ise 525. sırada.

Şimdi anladınız mı bu pasajın neden ilgimi çektiğini; “İngiliz üniversitelerinin çoğunda tarih ve edebiyat gibi beşerî bilimler bölümlerine giriş, zorluk bakımından tıp bilimlerinden sonra gelir.”

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com