SON DAKİKA

Bingöl Enine de Boyuna da Bitti

Bu haber 14 Kasım 2017 - 18:31 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Kentler ruhu olan nesnelerin ahenginden müteşekkil yaşam alanlarıdır. Bu nesneler ile insanlar arasındaki ilişki, her zaman insan ve doğa yararına bir pozitif ayırda göre planlandığında, ruhu olan ve iletişimin hazzını alacağımız hayat sunar. Kentlerde yaşayan insanların psikolojisi, bu kentlerin düzenli, akışkan, sevinç  yaratan sokak ve yaşam alanlarına bağlı olarak belirlenir. Yani kent bozuk gelişiyorsa, psikolojide bir süre sonra çökmüş olacaktır.
Hayatın anlamı ve güzelliği, dişi-erkek ilişkisindeki dişiye tanınan saygı ve hürmet gibidir. Kentler ve yaşam alanlarımız dişi bir ruh olarak yaşamımızı besleyen pınarlarımızdır. O nedenle kentler bu anlamda dişidir. Onu kötü kullanmak ve enine boyuna  hoyrat kullanım ile ya bizi insan eder, yada talancı..
Ortadaki mevcut İmar ile matematiksel düşünen akla; sosyoloji, psikoloji, Doğa, inanç, emanet, erdem dahil edilmeden, sadece paraya ve daha çok hatıra gönüle kurban edilen her  metre alan, bizden, geleceğimizden, çocuklarımızdan, inançlarımızdan, erdemlerimizden çalınan talandır.
Bu talan yeri bitirip, göğü istila etmeye başlayınca, 4-5-6-7-8-9-10-teras+daire vs derken kaybolan erdemlerin yanında kıyaslanamayacak bir kayıp olmaktadır.
Yani her metreye çaplardan müteşekkil hesap yapmak yerine insanın hesabına uygun alanlar üretmek daha erdemsel bir sonuçtur..Yerin çapının çarpıklığı, insanın çapsızlığıdır.
Dünyanın kullanma kılavuzuna uygun hareket etmek gerek. Yıllar önce, bilim hala emeklerken bile, akıl, irade, insana saygı, doğaya saygı dengesi üzerine kurulmuştu.. Tüm geçmiş uygarlıklar alanları kullanırken, sınıflandırılmış bir kullanım kılavuzu uygulamışlardır.. Kimsenin kimseyi taciz ettiği evi sokağı olmamıştır. Tepelerde ev, ovalarda tarım yaparken orman fundalık, sulak alan vb ayırdı bizden çok daha güzel planlamışlardır.
Yap satçılar o zaman da varmıydı?..
Hatta Yunanistan da  altın karşılığı satılandan bahsediliyor.
Yani insanlık, satın aldığı yerleşkelerde  aranan özellikleri, kullanılan  alan ve açık alan arasındaki ilişkileri ve bağıntıları araştırmış her zaman..
Bu kapsamda elde ettiği bulgulara para vermiş, binaya  mekana değil,
Habire yapıyoruz..
Durmadan deli dolu, sırt sırta, yan yana, dip dibe, göğe vs.
Kime satıyoruz.. Belli değil..
Amerikalı almıyor.. O yolunu bulmuş. Araba, silah, savaş, istila satıyor..
Avrupalı, tasarım satıyor..
Çin mal ve emtiada dünyayı istilaya hazırlanıyor.. Ve hatta kulübede yaşıyor..
Biz bir türlü Rusya ya domates satamadık.
Bilim son olarak buldu en son yaklaşımı.
“Şehirde insanlar yaşarmış..”
Bu kentsel veri inanılmaz çağın son buluşu.. Oysa bizim şehirde (gelişmekte olan köyümüz) binalar ve arabalar yaşar..
İnsanlar bu iki mal varlığında sadece figüran.. Kimi kata, kimi kaldırıma, kimi yol ortasında selamlaşmaya yarayan araçlar gibi.. Bütün bunlar taamüden göz yumulan yanlışlar.. Şehirde yaşamayı bırak, bir yerden bir yere gitmek için binadan yada arabadan kıvrım kıvrım danslar ile sıyrılıyoruz.. Dansöze döndük vesselam..
Dünyayın kurtuluşunu bulmaya yönelmiş olan bilim, bunların tek tek öğeler olarak değil de, bir bütünü oluşturan ve aralarında bir bağıntı ve bağımlılık bulunan bütünleyici parçalar olarak ele alınmaları ve çözümlenmeleri doğrultusunda gelişerek bugünkü anlamsızlığına bilmez sadece matematiksel düşünen insanların yüzünde itibarsızlığa kavuşmuştur.
Bu nedenle öğelerin ve metrelerin basit toplamı değil, yağmurun, suyun, karın akarı yanısıra, çocuğun, sokağın selamlaşmanın o içsel dünyadaki kadim ilişkisini anlamak gerekir.
Bunu yok sayan basit anlayışlar , öğelerin, yalnızca yan yana bulunmaları değil, hem birbirleriyle, hem sistemle, hem de sistemin fiziksel çevresiyle ilişkileri ve etkileşimleri içinde var olmaları sonucu bir bütünlük Ruhuna kavuşurlar.. Bundan  bihaber olanlar  gelir, ve  giderler… Asla iyi anılmazlar.
Yani bizim suçumuz hiçmi! Yok?
Kendi bindiğimiz dalı bizde kesiyoruz.
Adalet istedik, ama ardınsıra gidemedik. Adalet, imarda, sokakta sırada işte, aşta, hastada, en sıradan iş için torpil istedik.
Oysa Sorunların çözümü yerel zorunlulukların gerçekleşmesiyle başlar. Bu kent ile ilgili insansal ve kentsel verilerin tam olması, insanın değil yöneticilerin sorunu ise, yönetime aday olanlar vaat üstüne vaat.. “su getirecemmm, elektrik olacakkk, köprü yapacamm.. kütüphane olacakkk, Yol olacakkk.. vs vs..”
Bu kentin dramı insandır. İnsan inandığı ve inancını hayata geçirdiği ölçüde insandır.. Başkalarını unutup kendi bireysel çıkarlarını öncelledimi, tam bu notada layık olduğu yönetici ve idareciler ile tanışır.
Hem yönetenler hem de yönetilenler, yani tarla tohum meselesi, ne ekersen onu biçersin.. Mecburiyetler neysede, insanlıktan sorgudan çıkarını bireysel değil toplumsala eviren bireyler lazım vesselam…
Aklımızı yitirdik gözümüzle ve kulağımıza verilen fısıltılar ile düşünmeye başladık.. Adeta birbirimizi ağırlar olduk.. Cümbür cemaat açılış şenlik vs.. Sanırsın inovatif yenilikçi yıldızlar gibiyiz.. Birilerinin ürettiğini hatırlamakta bile zorlanıyoruz.. Kullanmak neyse.. Kentin günleri, marka olma yolundaki sıçrayışı.
Yıl 1945… Bingölde yol sorunu.. Yıl 2017 hala yol sorunu.. Eskiler bir kaç tohum ürettiği, ıslah etti.. Biz onu üretmeyi bile başaramadık.. Bağlıyız.. Bağımlıyız.. İnsan olarak çoğaldıkça fikir ve üretim olarak azalıyoruz.
Yaşamak tek başına kendi kendine değil, kendimize ve gelecek nesillere onurlu bir yaşam sunmanın asil sınavıdır.
Bingöl ilinde geçmişten bu güne kadar  birkaç insan bunu dert etmiş olabilir.. Ama genel geçer gelen gideni aratmıştır.
Sanki yeni bir dünya keşfetmiş gibi  bir ilk diye duyurulan ve hiçbir insancıl nüve içermeyen ruhsuz idareci yaklaşımları ile sürekli suçlanan bir kent  insanı olduk
Ya öteki olduk..
Yada deli..
Ama kalsın benim davam.. Mahşere kalsın..
 

Cuma Karaarslan
bingolnetcom@gmail.com