SON DAKİKA

Malazgirt Muharebesi Ve Malazgirt İsmi Üzerine

Bu haber 27 Ağustos 2017 - 21:48 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Toplum olarak taklit ve ezbere dayalı bir zekaya sahip olduğumuz için, çoğunlukla dayatılan fikirleri sorgulamadan, araştırmadan, bize sunulan en büyük nimet olan, “akıl” yetimizi kullanmadan kabulleniriz. Bu, siyasette, kültürde, sağlıkta, sporda, teknolojide hemen her alanda öyledir. Bunun temel sebebi okumaya olan düşmanlığımızdır. Okumuyoruz, çünkü dinlemek daha çok işimize gelir. Birileri okur, anlatır biz dinler fikir sahibi oluruz! Bu veryansından sonra, bugünlerde gündemi meşgul eden Malazgirt muharebesi hakkında kısa bilgi vererek, Malazgirt isminin anlamı ve etimolojisi üzerine bir açıklık getirmek istiyorum.
Malazgirt Muharebesi 26 Ağustos 1071 yılında Selçuklu Devleti ve Bizans İmparatorluğu arasında bugünkü Muş iline bağlı Malazgirt ilçesinde meydana geldi. Savaş Selçuklu Devletinin galibiyeti ile sonuçlandı. Savaş öncesi,  savaş anı ve savaş sonrası ile ilgili kısa bilgiler şöyledir, bilgiler çeşitli ansiklopedilerden alınmıştır.
Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşunu sağlayan Dandanakan Savaşı’ndan (431/1040) sonra Merv şehrinde toplanan büyük kurultayda cihan hakimiyeti mefkuresi doğrultusunda tespit edilen fetih planları çerçevesinde Selçuklular bilhassa batı yönünde büyük fetih hareketlerine başladılar. Anadolu’nun bir Türk yurdu haline getirilmesi uğruna yapılan bu mücadeleler sırasında Selçuklu kuvvetleri Sivas’a kadar ileri hareketlerine devam etmişler ve buradaki Bizans kaleleri ve müstahkem mevkilerini geniş çapta tahrip etmişlerdir. Anadolu’daki Selçuklu istila ve fetih hareketlerinin hızla devam ettiği sıralarda Bizans’ta imparator olan IV. Romanos Diogenes, gittikçe artan Türk fetihlerini durdurmak amacıyla çeşitli milletlerden meydana getirdiği bir orduyla Mart 1068’de Anadolu’da Selçuklu kuvvetlerine karşı harekata başladı ve Maraş’a kadar gitti. Ancak kesin bir başarı kazanamadan geri döndü. Yeniden baş­layan Selçuklu akınlarına karşı sevk ettiği kuvvetlerin yenilmesi üzerine imparator, Sivas ve Malatya’ya iki ordu gönderdiği gibi kendisi de üçüncü bir orduyla bizzat harekete geçerek Harput yörelerine kadar ilerledi. Fakat Selçuklu kuvvetlerinin Orta Anadolu’nun merkezi durumundaki Konya başta olmak üzere birçok şehir ve kasabayı fethetmeleri karşısında hiçbir başarı elde ederneden istanbul’a dönmek zorunda kaldı. İmparator, Türklerin bu akınını durdurmak ve bu problemi kökünden halletmek için Ayasofya Kilisesi’nde düzenlenen büyük bir törene katıldıktan sonra 13 Mart 1071 günü öncekilerden daha güçlü bir orduyla yola çıktı. Çeşitli kaynaklarda 600.000’e varan rakamlar verilmekle birlikte 200.000 kişi civarında olduğu tahmin edilen bu ordu Balkanlar’daki Peçenek, Uz, Kıpçak ve Hazar Türkleri ile İslav, Alman, Bulgar, Frank, Ermeni ve Gürcülerden oluşturulmuş ve en güçlü silahlarla donatılmıştı. Çeşitli milletlerden oluşması sebebiyle birlikten mahrum 200.000 kişilik Bizans ordusuna karşılık Selçuklu ordusu hepsi aynı ideale hizmet eden yaklaşık 50.000 kişiden ibaretti. Alparslan’ın beraberinde Gevherayin, Afşin, Sav Tegin, Sunduk ve Ay Tegin gibi Anadolu’yu ve Bizanslıları iyi tanıyan tecrübeli aklncı beyleriyle Artuk, Tutak, Danişmend, Saltuk, Mengücük, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi Selçuklu devletinin en değerli emirleri bulunuyordu. Alparslan öncü savaşlarından bir süre sonra Ahlat’tan ayrılarak Ahlat Malazgirt arasındaki Rahve ovasında karargahını kurdu ve bir kısım askerini tepelere yerleştirip ovayı kontrolü altına aldı ( 25 Zilkade 463/ 24 Ağustos 1071). Arkasından, Bizans ordusuna oranla kendi ordusunun küçüklüğü sebebiyle bir meydan muharebesine girişmeye henüz karar vermediğinden görünüşte barış teklifinde bulunmak, gerçekte ise düşmanın durumunu tesbit etmek maksadıyla imparatora bir elçilik heyeti gönderdi. Öncü savaşlarını kaybetmesine rağmen askerlerinin çokluğuna ve iyi donatılmış olmasına güvenen imparator Alparslan’ın bu elçilik heyetini köşeye sıkıştığı için gönderdiğini zannederek teklifini sert bir şekilde reddetti. Bunun üzerine savaşın kaçınılmaz olduğunu gören sultan ordusunu savaş düzenine soktu ve bir kısım atlı kuvvetlerini küçük bir yarma vadi boyunca pusuya yatırırken bizzat kumanda edeceği 4000 kişilik hassa askerini merkez hattına yerleştirdi. Bir süre sonra, merkez hattında Romanos Diogenes olmak üzere Nikephoros Bryennios, Aliattes ve Andronikos Du kas gibi kumandanarın yer aldığı Bizans ordusunun da savaş düzenine girmesiyle iki ordu karşı karşıya geldi 26 Zilkade (25 Ağustos). 26 Ağustos 1071 Cuma günü öğleye kadar orduyu denetleyen ve kumandanlarına son direktiflerini veren Alparslan, imamı ve fakihi Buharalı Ebu Nasr Muhammed’in bütün Müslümanların İslam’ın zaferi için dua ettikleri cuma günü öğle vaktinde düşmana saldırması tavsiyesine uyarak ordusuyla birlikte cuma namazını kıldıktan sonra “Ölürsem kefenim olsun” dediği beyaz bir elbiseyle askerin karşısına çıktı ve şöyle dedi: “Ben, Müslümanların camilerde bizim için dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum. Galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşmiş olur, yenilirsek şehit olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne emir alan bir asker var; ben de içinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım; benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler”. Alparslan bu ünlü konuş­masının ardından ilk hücumu başlattı. Şiddetle saldırıya geçen hassa askerleri birkaç saat içerisinde, Alparslan’ın bizzat yönettiği sahte ric’at harekatı ile baş­larında Romanos Diogenes’in bulunduğu Bizans merkez kuvvetlerini peşlerine düşürerek pusudaki birliklerin önüne çekmeyi başardılar. Pusudaki Selçuklu atlıları taarruza geçtikleri sırada Alparslan da çekilmekte olan kendi kuvvetlerini geri çevirerek hücuma kaldırdı. İmparator hatasını anladığında artık çok geç kalmıştı, Romanos Diogenes sol kanattan yardım istediyse de pusudan çıkmış bulunan Selçuklu atlıları buna engel oldular. Bu askeri taktik Turan taktiği veya Kurt Kapanı taktiği olarak da bilinir. Türkler pek çok savaşı bu taktik ile kazanmıştır.  Savaş esnasında Bizans ordusunun sağ kanat kuvvetlerinin çoğunluğunu teşkil eden Türk kökenli askerler başlarında Tamış adlı beyleri olduğu halde Selçuklu tarafına geçtiler ve bu olay ordunun dağılmasına sebep oldu. Bu durum karşısında imparator askerlerini geriye çekip karargahın arkasında toparlanmak istediyse de geri çekilişi kaçış şeklinde değerlendirildi ve önce ihtiyat kuwetleri, arkasından Ermeni kıtaları savaş alanını terk etti. Sonuçta öğle vaktinden geceye kadar devam eden bu meydan muharebesinde Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradı. Ordunun büyük bir kısmı kılıçtan geçirilmiş, imparator ve çok sayıda general esir alınmış, askerlerin ancak bir bölümü kaçarak canlarını kurtarabilmişti. İslam, Bizans, Ermeni ve Süryani kaynaklarının belirttiğine göre Alparslan imparatora bir savaş esiri değil bir konuk hükümdar muamelesi yapmış, hatta onu yanına oturtmuştur. İki hükümdar arasında geçen müzakereler sonunda aşağı­daki maddeleri ihtiva eden bir barış antlaşması imzalandı:

  1. İmparator kurtuluş akçesi olarak 1 ,5 milyon altın verecek.
  2. Bizans Devleti her yıl Selçuklular’a 360.000 altın vergi ödeyecek.
  3. Bizans’ın elinde bulunan bütün İslam esirleri serbest bırakılacak.
  4. Bizanslılar gerektiğinde Selçuklular’a askeri yardımda bulunacak.
  5. İmparator kızlarından birini sultanın oğluna nikahlayacak.
  6. Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt Selçuklulara bı­rakılacak.

Barış antlaşmasının imzalanmasından bir gün sonra Alparslan, maiyetine iki hacib ve 100 hassa askeri verdiği Romanos Diogenes’i İstanbul’a doğru uğurladı. Malazgirt Muharebesi Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından birini oluşturur. Bu zafer sonunda, Bizanslı­ların bütün maddi imkanlarını kullanarak hazırladıkları büyük ordu dağıldı­ğından daha sonraki yıllarda Türkler önemli bir direnişle karşılaşmadan Anadolu içlerine akarak kısa zamanda Ege ve Marmara kıyılarına kadar ilerlemişler ve bu defa istila ve yağma amacı taşımadan fethettikleri toprakları vatan edinip Saltuklu, Mengücüklü, Danişmendli, Dilmaçoğulları, Ahlatşahlar, Yinaloğulları, Çubukoğulları ve Artuklu devletlerini kurmuşlardır.
Malazgirt isminin etimolojisi hakkında yapılan büyük yanlışlardan biri şudur; ismin Zazaca ya da Kürtçe olduğu söylenmesidir. Söz konusu görüş şöyle desteklenmektedir; ismin Zazaca ve Kürtçede malezgırt (çabuk aldık) anlamına gelmiş olmasıdır. Bu görüşü savunanlar Malazgirt isminin savaştan sonra verildiğini zannetmektedirler, oysa Malazgirt ismi savaştan binlerce yıl öncesinde de kullanılmaktaydı. Şimdi bu görüşün yanlış olduğunu bilimsel olarak açıklayalım. Zazacada aldık ifadesi “gırt” değil, ağızlara göre ya “ma gırot” ya da “ma guret” şeklindedir. İsmin Zazaca olduğu görüşü bu bilgiye göre yanlıştır. Kürtçede 1. çoğul şahıs zamir mā değil “em”, erken “lez” değil “zu”dur. İsmin Zazaca ya da Kürtçe olduğunu savunanlar Kürtçeyi ve Zazacayı yeterince bilmemektedirler. Malazgirt ismi Zazaca olmuş olsaydı; “ma lez guret” veya “ma lez gırot” şeklinde olurdu. Kürtçe olmuş olsaydı; “em zu gırtım” olurdu. İşbu görüşler taklit ve ezber zekanın ürünüdürler.
Malazgirt isminin etimolojisini merak edenler Malazgirt Valiliğinin sitesine girip, oradaki çeşitli ansiklopedilerden alınan açıklamayı okuyabilirler. Açıklamaya göre Malazgirt ismi Ermenice kökenlidir. Söz konusu açıklama şöyledir; Van Gölü havzasına hakim olmuş ve buradan büyük bir alana yayılmış olan  Urartuların başlarında MENAUS  adlı bir kral bulunuyordu. Malazgirt adının  bu kralın adıyla ilgili olduğu ansiklopedi bilgilerinde mevcuttur. Bu  hükümdara ait bir kitabeden anlaşıldığına  göre,  adı geçen kral MENUAHİNA (Menuas’m şehri) isimli bir şehir kurmuş  W.Belek’e göre Malazgirt civarında kral Menuas’a ait birçok kitabelere rastlanmış ve bunlara göre bu şehrin eski Ermenicede adı  MANAVAZAKERT manazkert olarak geçmektedir. Bu şekiller daha sonra Arap Kaynaklarında MANAZCİRD olarak geçer. Ortaçağdaki Bizans  kaynaklarında ise o zamanki Harkh ve Apahunileh Nahi yeri üzerinde yer alan şimdiki  Malazgirt’in ismi MALAZGERT-MA­NAZKERT  olarak istihkak ettiği (L) harfli şekli daha sonra ortaya çıkmıştır. Yani MANAZGİRT MALAZGERT-MALAZGİRT olarak  değişmeye uğramıştır. Yerli halk  dilindeki eski İsmi ise muhteşem  kalesinden dolayı (KELE) olarak söylenir  ve tanınır.

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com