SON DAKİKA

Kudüs Kimin Onurudur?!

Bu haber 23 Temmuz 2017 - 15:09 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Kudüs’ün Konumu:
Lut gölünün bulunduğu çukur alanın batısında ve bu alandan fay diklikleriyle ayrılmış olan Yahudiye platosunun dalgalı yüzeyi üzerinde kurulmuştur. Lut gölüne 24, Akdeniz kıyılarına kuş uçuşu mesafe olarak 52 km. uzaklıkta bulunan şehrin deniz seviyesinden yüksekliği Harem-i şerif’te 747 metredir.
Kudüs’ün Çeşitli Kaynaklardaki Adı:
Tarihi oldukça eski olan Kudüs şehrinin adının geçtiği bilinen en eski belge milattan önce XIX ve XVIII. yüzyıllara ait Mısır metinleridir. Milattan önce 14. yüzyıla ait Tell Amarna mektuplarında şehrin adı Urusalim, Geç Asur metinlerinde Urusilimm veya Ursalimmu, İbranice Masoretik metinde Yruşim. Eski Ahid’in Aramice metinlerinde Yeruşalem şeklinde telaffuz edilmektedir. Kudüs şehrinin Batı dillerindeki adı da Jerusalem’dir. Kudüs şehrinin İbranice adı olan Yeruşalayim (Yeruşalem) iki ayrı kelimeden oluşmaktadır. İlk kısmı teşkil eden yeru’nun menşei ve manası tartışmalıdır. Kelimenin “korkmak” anlamındaki yare veya “görmek” anlamındaki ra’ah’tan, hatta “sahip olmak, varis olmak” manasındaki yaraş’tan geldiği ileri sürülmüştür. Ancak “kurmak, tesis etmek” manasındaki yarah’tan gelmesi daha muhtemeldir. Kelimenin ikinci kısmını oluşturan şalayim’in aslı şalem veya şalimdir. Bu kelimenin barış ” anlamına geldiği ileri sürüldüğü gibi Batı Samileri’nde bir tanrı ismi olan Şulmanu veya Şalim’den geldiği de iddia edilmiştir. Çivi yazılı metinlerde ur veya uru, İbranice’de ‘ir şehir” demektir. Bu durumda lru-şalem “Şalim in şehri ” anlamına gelmektedir. Kudüs ilk dönemlerde ilah Şulmanu veya Şalim in ibadet merkezi olduğu, diğer taraftan eski Sami gelenekte bir şehrin o şehri kuran kişi yahut tanrının adıyla anılma geleneği bulunduğu için kelimenin Şalim in şehri ” manasına geldiği iddia edilmektedir.
Müslümanlar da şehre çeşitli isimler vermiş olup bunların başında “bereket, mübarek olmak” anlamına gelen Kuds yer almaktadır. Şehrin en yaygın adı olan kuds kelimesi Aramice kudşa’dan gelmektedir ve bu kelime şehri değil mabedi ifade etmektedir. Kur’an’da Kudüs ismi geçmediği gibi islam kaynaklarında bu şehrin adı olarak zikredilen diğer isimlere de rastlanmamaktadır. Ancak müfessirler, Kur’an’daki “el-Mescidü’I-Aksa”, “mübevvee sıdk” ve “el-arzü’l-mukaddese” gibi tabirlerle ya Kudüs’teki Beytülmukaddes’in ya da genellikle söz konusu şehrin de içinde bulunduğu Filistin topraklarının kastedildiğini belirtmişlerdir.
Kudüs’ün Tarihi:
[ad id=”6501″]
Kudüs’ün tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Şehirde bulunan milattan önce IV. binyıla ait çömlekler, bu binyılın son bölümünde şehrin güneydoğu kısmında bir kavmin yaşadığını, ilk ve orta Bronz çağına ait bulgular lll. binyılda ve ll. binyılın ilk devirlerinde Hiksoslar dönemi ve öncesinde bu bölgede insanların bulunduğunu göstermektedir. İslam tarihçilerine göre ilk kurucuları Amalika olan Kudüs şehri tarih sahnesine ilk defa Erken Bronz çağında diğer bazı eski Ken’an şehirleriyle birlikte çıkmıştır. Geç Bronz çağında (m.ö. 15. yüzyıl civarı) Filistin’e gelen Hurriler Kudüs’te yeni yapılar inşa etmişlerdir. Tell Amarna mektuplarının yazarlarından biri ve muhtemelen bir Hurri olan Abd- Hiba, 14. yüzyılda Mısır’ın tebaası olarak Kudüs’te hüküm sürmüş ve Mısır Firavunu 4. Amenofis’e (m.ö.  1375- 1366) yazdığı mektupta Kudüs’le ilgili bazı hususlardan söz etmiştir.
Mısır’dan çıktıktan ve çölde kırk yıl kaldıktan sonra Yeşu önderliğinde Filistin topraklarına giren İsrailoğulları kendilerine saldıran Kudüs Kralı Adoni-tsedek ve müttefiklerini mağlup etmiş, fakat Ye- busiler’in hakim olduğu Kudüs’e girmemişlerdir . Ken’an diyarının İsrailoğulları arasındaki taksimatında Kudüs Bünyamin sıbtına düşmüşse de Davud’un şehri alışına kadar Yebusiler’in elinde kalmıştır. Eski Ahid’de verilen bilgilere göre Yeşu’nun ölümünün ardından Yahuda ve Simeon kabileleri Kudüs’e saldırarak kralı esir almış ve şehri yakmışlar, ancak Yebusiler’in hakimiyeti devam etmiştir. Davud bütün İsrail’e kral olunca Yebusiler’in hakim olduğu Kudüs’e karşı harekete geçip Sion Hisarı’nı almış ve buraya Davud’un şehri adını vermiştir. Kudüs’ü krallığın merkezi yapan Davud şehri güçlendirmiş. Yebusiler’in Zion (Sion) dedikleri hisarı yeniden imar etmiş, kendisine bir ev yaptırmış, orayı dini bir merkez haline getirmek istemiş ve bunun için ahid sandığını Kudüs’e getirterek sarayına yakın bir yerdeki çadıra yerleştirmiştir. Bir dönem Asurlular şehri kuşatmışlarsa da veba salgını sebebiyle işgal sonuçsuz kalmıştır. Manasse şehre dış duvar yaptırmış. çeşitli onarımlarda bulunmuş­ tur. İsrail krallarını putperestliğe meylettirmeleri, peygamberlere zulmetmeleri ve halkın yoldan çıkması gibi sebeplerle Kudüs’ün başına felaketler gelmiş, Kral Yehoyakim zamanında Babil Kralı Nebukadnezzar (Buhtunnasr) Kudüs’e girerek kralı emri altına almış, pek çok insanla birlikte mabedin değerli eşyalarını da götürmüştür. Üç yıl sonra kralın isyan etmesi üzerine 597’de Kudüs’e ikinci defa giren Nebukadnezzar, bu defa mabedin kalan eşyalarıyla birlikte yeni kral Yehoyakin’i Babil’e götürmüş. onun yerine Tsedekiya’yı kral yapmıştır. On yıl sonra Tsedekiya’nın saltanatında Nebukadnezzar’ın üçüncü defa Kudüs’e yürüyerek şehri kuşatması üzerine korkunç bir açlık baş göstermiş, nihayet şehir düş­müş, mabed, saray ve genel olarak Kudüs ateşe verilmiş, duvarlar yıkılmış ve halkın bir kısmı sürgün edilmiştir. Kur’an’da da telmihte bulunulan bu hadise üzerine bazı yahudi zümreleri Hicaz’daki çeşitli şehirlere yerleşmişlerdir. Bundan sonra Kudüs elli yıl boyunca harabe halinde kalmıştır. Nihayet milattan önce 538’de şehre dönen Zerubbabel mabedin temellerini atmış, 444 yılına doğru Nehemya şehrin duvarlarını tekrar inşa etmiş, Ezra da Musa şeriatının otoritesini yeniden tesis ederek Kudüs’ü Yahudiliğin dini merkezi yapmıştır.
Babil esareti sonrasında Kudüs Pers hakimiyetine girmiş , ardından Makedonyalı Büyük İskender şehri almış, onun 323’teki ölümünü takiben şehir çeşitli savaşlar görmüş,  önce Mısırlı Ptolemaioslar, daha sonra 198’den itibaren Selefkiler (Selevkoslar) şehre hakim olmuşlardır. Milattan önce 168’de Antiochus (Antiokhos) IV. Epiphanes, Yunan ilahlarının heykellerini koymak suretiyle mabedi kirletmiş, bunun üzerine Makkabi isyanları başlamış ve mabed temizlenmiştir.
Bir dönem, Romalı kumandan Titus şehri kuşatmış, bu sırada mabed ve hemen hemen bütün şehir yanmıştır. Titus, Batı duvarındaki bir bölüm ve üç kule hariç duvarları yıktırmıştır. İmparator Hadrien zamanında Romalılar Kudüs’ün harabeleri üzerinde yeni bir putperest şehir kurmak isteyince yahudiler ayaklanmış, ayaklanma bastırıldıktan sonra şehrin inşası tamamlanmış, adı da Colonia Aelia Capitalina olarak değiştirilmiş ve Aelia adı uzun asırlar varlığını korumuştur. Hz. Süleyman’ın, arkasından Zerubbabel’in, daha sonra Herod’un inşa ettirdiği mabedIerin yerine Jüpiter Capitalina’ya ithaf edilen bir tapınak, ardından Merkad-ı İsa Kilisesi’nin inşa edileceği yere de Afrodit Mabedi yapılmıştır. Şehre girmeye kalkı­şan yahudilere ölüm cezası konmuş, ancak İmparator Konstantinos bu yasağı kaldırmıştır. Konstantinos’un annesi Helena 326’da Zeytindağı nda bir kilise yaptırmıştır. 333’te Konstantinos’un emriyle Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği kabul edilen yerde Merkad-ı İsa (Anastasis) Kilisesi inşa edilmeye başlanmış. inşaat 335’te tamamlanmış­tır. Konstantinos’un Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra şehirde kiliseler yaptırmasının ardından Süleyman Mabedi’nin bulunduğu yerde Jüpiter Capitalina için inşa edilen tapınak yıkılmış olmalıdır. Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın sözlerine hürmeten Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etmeyi reddettiklerinden burası Müslümanların fethine kadar harabe halinde kaldı. 614’te Sasanlier tarafından işgal edilen Kudüs’ü 629’da Bizans imparatoru Herakleios kurtarmış ve İranlılar dan geri aldığı kutsal haçı Kudüs’teki yerine koymuş, şehir 638’de müslümanlar tarafından fethedilmiştir.
Kudüs’ün Üç Semavi Dindeki Yeri:
[ad id=”6501″]
Tevrat’ta Kudüs şehri  sadece bir defa Salem adıyla zikredilmektedir. İshak’ın kurban olarak takdim edildiği Moriah dağının Süleyman Mabedi’nin yapıldığı yer olduğu iddiası tartışmalıdır. Şehrin krallık ve ibadet merkezi oluşu Hz. Davud’la başlamaktadır. Davud’un saltanatının ebediyen devam edeceğine dair Tanrı’nın vaadi, diğer taraftan mabedin Tanrı’nın ebedi mekanı olarak kabulü şehri kutsallaştırmıştır. Kudüs, özelliği ve kutsallığı sebebiyle yahudi şeriatında diğer şehirlerden farklı bir konumda ele alınmıştır, dolayısıyla bazı kurallar Kudüs’e uygulanmamaktadır. Tanrı tarafından seçilen bir yer kabul edildiği için, Kudüs Mabedi sadece kurbanların takdim edildiği bir mekan değil aynı zamanda hac ibadetinin de hedefidir. Çünkü yılda üç defa (Pesah, Şavuot ve Sukkot bayramlarında) her erkek kurban takdimi için Rabbin huzurunda (mabette) bulunmakla yükümlü tutulmuştur. Milattan sonra 70 yılındaki yıkımın ardından Yahudi milletinin hayatında Kudüs daha az rol oynamaya başlamış, ancak manevi ihtişamın sembolü ve şeriatın bedenleşmiş şekli olarak varlığını sürdürmüş. Ona olan özlem her vesileyle dile getirilmiştir. Yahudiler nerede olurlarsa olsunlar ve hangi saatte dua ederlerse etsinler mutlaka Kudüs’e dönmek zorundadırlar. Yemek duasında Kudüs’ün yeniden inşası dileği yer almaktadır. Günde üç defa tekrarlanan Amidah adlı dua Kudüs’e dönülerek yapılmakta. Bu duada Kudüs’e dönme, şehri ve Davud saltanatını yeniden tesis etme arzusu ifade edilmektedir. Yıllık üç oruçta Kudüs’ün yıkılışının anısına yas tutulmaktadır.
İnciller’de Kudüs önemli bir yer işgal etmektedir. Markos incili’ne göre Hz. İsa, Galile bölgesinde halka tebliğ faaliyetine başlar ve onların olumsuz tavrı üzerine Kudüs’e yönelir, şehre girer ve mabedi temizler. Yahudi otoritelerinin tepkisiyle karşılaşınca şehrin cezalandırılacağını ve mabedin kirletileceğini haber verir. Şehrin dışında çarmıha gerildiğinde mabedin perdesi yırtılır. Diğer İnciller Kudüs’le ilgili bu bilgilere bazı ilaveler yaparlar. Yuhanna incili Hz. İsa’nın birçok defa Kudüs’e geldiğini kaydeder. İnciller’e göre Hz. İsa’nın dünyevi hayatı Kudüs’te sona erer, havariler orada “kutsal ruh”u alırlar.
Kur’an’da Kudüs ismi doğrudan geçmemekle birlikte bu şehirden el-Mescidü’l-Aksa’nın mübarek kılınan çevresi şeklinde bahsedilmiş ayrıca bulunduğu bölge “mukaddes toprak”, “iyi, güzel bir yer” olarak nitelendirilmiştir. Hadislerde ise Mescid-i Aksa’nın, Mescid-i Haram ve Mescid-i Resulullah ile beraber ziyaret amacıyla seyahat edilebilecek üç mescitten biri ve yeryüzünde Mescid-i Haram’ dan sonra inşa edilen ikinci mescid olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in Beytülmakdis’te namaz kılmayı tavsiye ettiği de aktarılmaktadır. Kütüb-i Sitte dışındaki rivayetlere göre Hz. İsa nüzulünden sonra ölünce Medine’de Resül-i Ekrem’in kabri yanında veya Kudüs’te defnedilecektir.
Hicretten önce iki veya üç yıl süreyle Hz. Peygamber’in Kabe’yi de önüne almak suretiyle Kudüs’e yönelerek namaz ve farklı rivayetler bulunmakla birlikte Medine döneminde on altı veya on yedi ay bu uygulamanın devam ettiği, daha sonra kıblenin Kabe’ye çevrildiği kabul Resul-i Ekrem ‘in sağlığında belli bir dönem için Kudüs’ün kıble olarak tercih edilmesi, Müslümanların bu şehri dini bir merkez olarak görmelerinin sebeplerinden birini teşkil etmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber’in, Mescid-i Haram’dan çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksa’ya gece götürülmesi şeklinde gerçekleştirilen İsra ve ardından mi’rac mucizelerinde Mescid-i Aksa’ya gitmiş olması Müslümanlar için bu şehrin önemini arttırmıştır.
Bunların dışında Kudüs Hz. İbrahim’ den itibaren pek çok peygamberin yaşadığı, mukaddes olarak da tanımlanan bir bölgede bulunması, Hz. Süleyman’ın inşa ettiği Beytülmakdis’i barındırması, İsrailoğulları’nın ve onlara gönderilen peygamberlerin mücadelelerine mekan olması açısından semavi dinler geleneğinde önemli bir yere sahip olmuştur.
[ad id=”6501″]
Yukarıda İslam Ansiklopedisinden aldığımız bilgilere dayanarak, şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz: Kudüs kadim ve kutsal bir şehirdir. Kadimdir hiç bir uygarlığın kadimi değildir, kutsaldır hiçbir dinin kutsalı değildir. Kudüs İnsanlığın kadimi ve İnsanlığın kutsalıdır. Tarih boyunca pek çok medeniyete beşiklik etmiş, pek çok dine mabet olmuştur. Siyonist İsrail’in bugün Kudüs’te yaptığı zulüm hiçbir şekilde tasvip edilemez. Çeşitli uygarlıklara ve dinlere merkez olmuş Kudüs’ü sahiplenmek sadece bir dinin sadece bir ulusun kârı değildir. Kudüs yukarıda bahsettiğimiz bütün uygarlıkların ve bütün dinlerin mabedidir. Kudüs’te bir refah ortamı, bir barış ortamı sağlanmak isteniyorsa; Yahudi’siyle, Hıristiyan’ıyla, Müslüman’ıyla,  herkesin eşit bir şekilde Kudüs’ü ziyaret etmesine imkan tanınmalı. Yoksa, orası bizim, burası bizim gibi “bencil” söylemlerle hiçbir sorun çözülemez. Şiddet ve ölümler olabildiğince artar. Bu noktada mağdur olan kesim elbette Müslüman’lardır. Müslüman’lar her yerde olduğu gibi Kudüs’te de mağdur ve mazlumdurlar. Bunu tek sebebi, İslam ülkeleri arasında ittifakın olmaması, her ülkenin kendi menfaatlerini ön planda tutması veya bazı yöneticilerin masonluğa hizmet etmesidir. Halkların bu noktada yapabilecekleri bir şey yoktur. İlla bir eylem yapılacaksa muhatabına yapılmalı. Şöyle ki; yıllardır İsrail kınanır durur, kınandıkça azar ve büyür. Peki nasıl büyür? Elbette yine bizim sayemizde büyür. Biz İsrail’i kınarken, bizim devletlerimiz İsrail ile her türlü ticari ve gayri ticari ilişkilerde bulunuyorlarsa, bizim yapabileceğimiz sadece dövünüp durmak. Yani dağ dağa küsmüş, dağın haberi olmamış misali. Satranç oyununda piyon ile şahın mat olma ihtimali çok düşüktür. Çok iyi oyuncu olunursa, şah piyon ile mat edilebilir. Onun dışında şah daha çok vezir ile mat edilir. Yani bizim vezirlerimizin bu konuda aktif olmalıları gerekir. Devletlerimiz, hükümetlerimiz bu konuda samimi ve berkarar değiller ise halk olarak yapabileceğimiz tek şey seyirci kalmak, ki bu, en iyi yaptığımız şeydir. Yine sivil tolum kuruluşlarımızın bu noktada kendilerini kurtarıcı zannedip, “Kudüs bizim onurumuzdur” demeleri bir vicdan mastürbasyonundan başka bir şey değildir. Bu noktada bir parantez açıp, vicdan mastürbasyonunu açıklamayı uygun görüyorum. Bilenimiz vardır, bilmeyenimiz vardır. Vicdan mastürbasyonunun kısa ve açık tanımı şudur: “hayat tarzı, yaşam koşullarına zeval gelmeyecek şekilde, gündeme, bazen sisteme, şekillenen adaletsiz olaylara tepki vermek, verir gibi gösterip, aksi istikametteki hayata devam etmek. Neden vicdan mastürbasyonu dediğimi şöyle açıklamak istiyorum: bu sivil toplum kuruluşları her türlü olayda marka reklamı yapmayı yeğlemektedirler. Özellikle yaptıkları yardımlarda, yardıma muhtaç insanların boy boy resimlerini çekip, göğüslerini gere gere biz yaptık, demeleri fıtratlarını açıklamaya kabil bir emaredir. Bu sivil toplum kuruluşlarının markasız yaptıkları hiçbir eylem bulunmamaktadır. Yine dünya İslam ülkeleri bunların nezdinde iki güruha ayrılmıştır. Onlardan olanlar  ve olmayanlar, onlar gibi düşünenler ve düşünmeyenler. Niyetlerin halis olmadığı kanısındayım. Bundan evvel Amerika yedi İslam ülkesine çeşitli yaptırımlar uygularken söz konusu sivil toplum kuruluşlarının sesi dahi çıkmamaktaydı. Neden acaba? Şöyle, sivil toplum kuruluşlarımız siyasi otoriteye göre davranmaktadırlar. Siyasi otoritenin tasvip etmediği bir eylemden imtina ettikleri aşikardır. Bugün siyasi otorite Filistin ile papaz olmuş olsaydı, söz konusu sivil toplum kuruluşlarının gözünde Kudüs’ün, kutsallığını yitireceği kanısındayım. Bu da onların sivil toplum kuruluşu değil, siyasi kuruluşlar olduğunu göstermektedir.
Şimdi siz değerli okuyuculara sormak istiyorum: Kudüs kimin onurudur?
 

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com