SON DAKİKA

Dil Hakkında Mülahazalar-2

Bu haber 08 Temmuz 2017 - 8:06 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Dil ve Kültür
Fransızcada “toprağı ekip biçme, eğitim, terbiye” gibi anlamlara gelen “culture” kelimesi, Türkiye Türkçesinde “kültür” şeklini alıp, bir milleti millet yapan maddi ve manevi bütün değerler sistemine ad olmuştur. Türkiye’de kültür hakkında ilk ciddi çalışmaları başlatan isim olan Ziya Gökalp, kültürü tanımlamak için “hars” kelimesini kullanmıştır. “Hars” kelimesinin yanı sıra, bazı düşünürler de “ekin” kelimesini kullanmıştır.
Gerek Dünya sosyolojisi, gerek Türkiye sosyolojisi tarihinde kültür üzerine pek çok tanım yapılmıştır. Yapılan her tanım birbirinden kıymetli olup, hiçbiri kültürü tanımlamakta son noktayı koymamıştır. Kültür, toplum olma bilincine varmış insan kitlelerinin ortak yaşayış tarzlarıdır. Bu yaşayış tarzı, dil, din, sanat, mimari, edebiyat, musiki, zanaat gibi pek çok unsuru içermektedir. Bütün bu unsurlar bir araya gelip, kültür denilen değerler sistemini oluşturur. Bu unsurlardan dil ve din zaruridir. Biri olmasa kültür denen değerler sisteminden bahsetmek mümkün olamaz. Oysa sanatı, edebiyatı olmayan toplumlar muhakkak ki vardır. Bu, onların kültür sahibi olmadıkları anlamına gelmemektedir. Hülasa, kültürü kültür yapan dil ve dindir. Diğer unsurlar ise kültürü güçlü kılmaktadır.
İnsan dünyaya geldiği andan itibaren, kendini bir dil ve kültür deryası içerisinde bulur. Kültür ile münasebeti hemen doğduğu andan sonra, göbeğinin kesilmesi ile başlar. Nitekim göbek kesimi dahi kültürden kültüre göre değişmektedir. Dil sistemi ile donatılmış bir şekilde dünyaya gelen insan, içinde yaşadığı toplumun kültür kodları ile bu sistemi donatır. Öğrendiği her yeni kelime, her yeni kavram ait olduğu kültürün bir parçasıdır.
Yeryüzünde, kültürü ve dili olmayan hiçbir topluluktan bahsetmek mümkün değildir. Çünkü, toplum denilen yapıyı dil ve kültür oluşturur. İnsanlar kültür ile millet olma bilincine erişir. Evvela, kültür içerisinde önceden bahsettiğimiz unsurlar da bulunmaktadır. Her toplumun dili, kültürüne göre kodlanır. Birey, zamanla bu kodlara sahip olur ve bu kodlar vasıtasıyla sosyalleşir. Bir toplumun kültürü ne denli zengin ise, o toplum o denli bakidir. Dünya tarihinde, kültürünü kaybedip, asimile olan sayısız devlet vardır. Bu devletlerden bize yakın olanları, kadim Türk devletlerinden Macarlar ve Bulgarlardır. Nitekim kültür canlı ve hassas bir varlıktır. Nasıl ki insan, dışarıdan bünyesine uygun olmayan bir gıda aldığında, zehirlenir hatta ölebilirse, kültür de öyledir. Yapısına, değerlerine aykırı bir kültürden beslendiğinde asimile olur ve ölür. İşte Macar ve Bulgarların talihi de böyleydi. İslamiyet’i kabul eden Türkler, öyle bir problemle karşılaşmadılar. Çünkü İslamiyet eski Türk yaşayış biçimiyle pek çok benzerliğe sahipti. Örneğin, İslamiyet’te de Gök Tanrı inancında da tek Tanrıya inanma, her iki toplumda da savaşçılığa önem verilmesi, İslamiyet’teki beslenme şeklinin Türk yaşayış tarzına uygun olması gibi etkenler Türk kültürünü zehirlemenin aksine daha güçlü kıldı.
“Beslenme şekli kültürü nasıl etkiler?” diye sorulabilir! Buna örnek olarak Budizm dinini kabul edip yok olan Türk devletleridir. Çünkü, Budizm’de savaşmak, et tüketmek gibi Türk kültüründe önemli yere sahip eylemler yasaktır. Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın dediği gibi, “bir millet kendini hiçe sayarak başka bir milletin manevi kölesi olursa, er yada geç maddi kölesi de olacaktır!” Birey içinde yaşadığı toplumun diline ve kültürüne sahip çıkmakla mükelleftir. Ne yazık ki çoğumuz içinde yaşadığımız kültür üzerinde çok az düşünür, hatta hiç düşünmeyiz. Oysa bir düşünürsek, asırlardır bizi yaşatan, ulu bir çınar gibi köklerimizi diri tutan kültür değil mi?
Şunu da söylemek gerekir ki dil kültürel değerlerin başında gelir. Yozlaşma kültüre bulaştıktan sonra dile sirayet eder.  Kültürün ve dilin taşıyıcısı olan bizler, bu meşaleyi gelecek nesillere layığı ile teslim etmeliyiz. Tıpkı, bizden öncekilerin, bizlere layığı ile teslim etmesi gibi.

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com