SON DAKİKA

Dil Hakkında Mülahazalar-1

Bu haber 14 Mayıs 2017 - 10:02 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Merhaba, değerli okuyucu. Selam ve muhabbetle. Tarih serüveni içerisinde, antik çağdan modern çağa kadar dil üzerine o kadar çok düşünülmüş o kadar çok tartışılmıştır ki, nihayetinde on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru dilbilim diye bir bilim dalı ortaya çıkmıştır. Dille ilgili bütün mevzuları diğer bilimlerin yardımıyla inceleyen bir bilim dalıdır, dilbilim.
Modern dilbilimin kurucusu sayılan Ferdinand de Soussure (Sosür), “dil, bildirişimi sağlayan göstergeler dizgesidir” demiş. Bu cümledeki üç kavramı; bildirişimi, göstergeyi ve dizgeyi açıklayıp, anlamlandırmaya çalışacağım ve bu üç kavram ışığında dilin ne olduğunu az çok kavramış olacağız.
Bildirişim, diğer bir ifadeyle iletişim, bir mesajın göstergelerle bir zihinden başka bir zihne veya bir merkezden başka bir merkeze iletilmesi durumudur. Daha basitleştirecek olursak, iki birey arasındaki diyaloğa bildirişim denir. Hayvanlarında kendilerine özgü bildirişim dizgeleri mevcuttur, fakat konumuz insan dili olduğu için, o kadar da detaya girmeyeceğiz. Bir bildirişimin olabilmesi için üç ana unsura ihtiyaç vardır; gönderici, mesaj ve alıcı. Gönderici bildirişimi başlatan, yani mesajı gönderen kişidir. Göndericinin zihnindeki düşüncelerin simgeleştirilmiş hali olan mesaj, her dilin kendi yapısına göre şifrelenir. Bu şifre yığını, alıcının zihnine ulaştığında eğer şifre referan birliğine uygun ise hemen çözülür. Örneğin, iki Türk arasında bildirişim sağlanırken, orada olan bir İngiliz bildirişime Fransız kalır, çünkü Türkçenin şifrelerine hakim değildir. Hiç Türkçe bilmeyen biriyle saatlerce konuşsanız bildirişimi sağlayamazsınız. Şifre dediğimiz şey bir dilde söz ile anlam arasındaki ilişkidir. Bildirişimin sağlanabilmesi için alıcı ile verici arasında bir referan birliği olmalı.
Peki, yukarıda da değindiğimiz bu referan birliği nedir? Referan birliği, ortak yaşam alanıdır. Her toplumun bir ortak referan birliği vardır. Bu referan birliği olmamış olsaydı, hiçbir toplumun varlığından söz etmemiz mümkün olmayacaktı, çünkü insanlar anlaştıkları ortak değerler etrafında birleşir, böylece toplum olurlar. İnsanlar, referan birliği içerisinde anlaşırlar. Referan birliği sadece dil ile olmaz. Aynı dili konuştukları halde ilk kez karşılaşan iki kişi referan birliğine uygun konuşmadıkları takdirde anlaşmaları mümkün olmayacaktır. Örneğin, yeni tanıştığımız birine “Ali bugün çok hasta” dediğimizde, karşıdaki kişinin zihninde bir soru beliriverir hemen; Ali kimdir? Alıcının zihninde öyle bir sorunun belirmesi gayet normal, çünkü alıcı ile aramızda Ali’yi tanıma konusunda bir referan birliği bulunmamaktadır. Şayet alıcı ile aramızda Ali’yi tanıma konusunda bir referan birliği olsaydı şifreler (mesaj) alıcının zihninde hemen çözülürdü ve alıcı, “Ali ne zaman hastalandı?” şeklinde bir dönüt sağlayabilirdi. O yüzden sağlıklı bir bildirişim referan birliği ile sağlanır diyebiliriz.
Gönderici ve mesaj kavramlarını açıkladıktan sonra şimdi de alıcı kavramına bakalım. Alıcı mesajın muhatabı olan kişidir, yani mesajın iletildiği merkeze alıcı denir. Alıcı mesajı aldıktan sonra eğer mesaj dönüte uygun ise, alıcı mesajı cevaplamaya başladığı gibi gönderici konumuna geçmektedir. Bildirişim, yani iletişim dediğimiz olay bu şekilde gerçekleşmektedir. Şimdi de ikinci kavram olan gösterge kavramına bakalım.
Gösterge, en bilindik tanımıyla, bir şeyin kendisi olmadığı halde onun yerine geçip, temsil görevi yüklenen şeydir. Bir dil içerisindeki bütün unsurlar birer göstergedir. Kelimeler, işaretler, jestler, mimikler, amblemler vs. çoğaltılabilir. Şöyle ki, “bal” sözcüğü, arıların ürettiği ve tatlı olan maddeyi ifade eden bir göstergedir, ama bal kelimesi balın kendisi değildir. Zira “bal bal demekle ağız tatlanmaz” atasözü buna en iyi örnektir. Yine bu bağlamda, Belçikalı bir ressam olan Renné Magritte tarafından çizilen ve “İmgelerin İhaneti” adını taşıyan meşhur pipo tablosunun altında “bu bir pipo değildir (Ceci n’est pas une pipe)” ifadesi not edilmiştir, yani Magtitte, onun aslında bir pipo olmadığını, sadece pipoyu ifade eden bir resim (gösterge) olduğunu vurgulamak istemiştir. Göstergeler insan hayatını dil kullanım noktasında çok kolaylaştırmaktadır. Bal göstergesi olmasaydı baldan bahsetmek için sürekli balı kendimizle taşımamız gerekebilirdi. Denizi mesela, gösterge olmadan nasıl anlatabilirdik? Elbette anlatamazdık.. Dil dediğimiz unsurun sadece konuşma dilinden ibaret olmadığını bilmeliyiz. Beş duyu organımıza hitap eden her türlü gösterge dildir. Gördüğümüz bir resim, tabela, işaret bizlere bir şey anlatmak isteyen göstergelerdir. Üzerinde “dur” yazılı olan bir levhayla durmamız istenmektedir. Bize doğru sallanan bir işaret parmağı kabahatli olabileceğimizi düşündürür. Uzakta bir minare gördüğümüzde, orada bir cami olduğu ve Müslümanların yaşadığı bir yer olduğu kanaatine varabiliriz. Ya da yakınlardan bir örs sesi geliyorsa orada bir demirci veya yemek kokusu geliyorsa lokantanın olduğu kanaatine varabiliriz. Hasılı gösterge çok geniş bir kavramdır. Göstergeyle ilgili bilmemiz gereken en önemli husus yaşamımızı kolaylaştıran en büyük etmendir. Başta göstergenin gösteren ve gösterilenden oluştuğunu söylemiştik bunlardan da bahsetmek yerinde olur. Yine bal örneğini verelim. Bal maddesinin zihnimizdeki tasavvuru bir kavramdır, yani düşüncemizdeki bal bir kavramdır. Balın kendisi gösterilen şeydir. Onu gösteren ise b-a-l sesleridir. Bu gösterge bal kavramını temsil eden bir resim de olabilirdi. O zaman da değişen bir şey olmayacaktı. İşaretler gösterendir, kavram gösterilendir. Bu ikisi arasındaki ilişki Soussure (Sosür)’e göre nedensizdir. Örneğin, İngilizler bala, “honey (hani)”, Fransızlar “miel (miyel), Farslar “asel”, Türkler “bal”, Zazalar “engemin” demektedir, fakat kavram olarak bütün bu milletlerin zihninde aynı şeydir. İngilizler “honey” dediklerinde zihinlerinde acı bir madde belirmiyor. Soussure’e göre bu adlandırmalar nedensizdir. Toplum zamanında öyle kabul görmüş ve öyle şifrelemiştir. Kişi doğunca, zamanla doğduğu toplum içerisinde bu şifreleri kaydedip öğrenir. Gösterge kavramını da burada noktalayıp, bir kaç cümle ile dizge kavramını da açıklamak gerekir.
Dizge, belli kurallar uyarınca bir araya gelip bir bütün oluşturan sisteme denir. Örneğin Türkçe bir bildirişim dizgesidir. Bu dizge göstergelerin belirli kurallar ve belirli bir düzen içerisinde (dilbilgisi) bir araya gelip oluşturduğu yapı, sistemdir. Farklı unsurların kendilerine özgü dizgeleri vardır. Konumuz dil olduğu için bildirişim dizesi olan dizgeyi açıklamaya çalıştık.
Dil, insana toplum tarafından bahşedilen bir zenginliktir. Bu zenginlik insana yaşamı boyunca bir dost gibi eşlik eder, acılarına, sevinçlerine ortak olur ve onları ifade etmesini, başkalarıyla paylaşmasını sağlar ve insana toplum içerisinde bir kimlik oluşturur. Aynı zamanda kültürün aynası olan dil, geçmişle gelecek arasında bir köprü görevindedir. Başka bir deyişle dil kültürün taşıyıcısıdır. Dil olmasaydı atalarımızın mirası olan kültürden habersiz olacaktık ve bizden sonraki nesiller de bizden habersiz olacaklardı. Tıpkı bir kedinin kendinden önceki aile silsilesini bilmemesi gibi.
“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” der, ünlü dil felsefecisi Ludwig Wittgenstein (Vitgenştayn). Bir düşününüz; gerçekten öyle mi?

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com