SON DAKİKA

Merhaba

Bu haber 07 Mayıs 2017 - 1:23 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Değerli okuyucu, sık sık sizinle buluşacağımız bu köşede yazacağım ilk yazım. Daha önce de farklı köşelerde yazmışlığım oldu. Yazdıklarım daha çok az sözle çok şey anlatma sanatı olan şiir üzerineydi. Şiirle aşinalığım lise yıllarına uzanır. Şiir acılara, haksızlıklara, hasrete, menfi (olumsuz) ne kadar duygu ve oluş varsa hepsine bir başkaldırış, bir isyandır. Toplum olarak sanata, edebiyata, müziğe olan uzaklığımız tartışma konusu dahi değildir. Hal böyle iken şiir yazmak, suya yazmak gibi olur. Yine de arada bir suya yazmaktan geri durmayacağımı bildirmek isterim. Hem şiir hem inşa (düzyazı) yazacağım fakat yazacaklarım arasında inşa (düzyazı) yoğunlukta olacaktır.
Peki bu inşanın (düzyazı) konusu ne olacak? Dil, edebiyat, sanat, siyaset, kültür, toplum yani bizi ilgilendiren ve bize ait olan her şeyi yazmaya, sizinle paylaşmaya çalışacağım. Değerli okuyucu, okumaktan sıkılmayalım, okumaktan çekinmeyelim. Okumak, bizi sıradanlaşmışlıktan kurtarır, bize kimliğimizi tanıtır, bize üstün bir kimlik kazandırır. Kutsal kitabımızın ilk sözü de “oku!” değil mi? Okumak eylemi dil ve düşünce ile gerçekleştirdiğimiz bir eylemdir. Şüphesiz bizi hayvanlardan ve bitkilerden ayıran iki özelliğimiz, yani bizi insan yapan, eşfrefi mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) mertebesine ulaştıran dil ve düşüncedir. Dil ve düşünce, bilgi edinmemizi, bir şeyler öğrenmemizi sağlayan mekanizmalarımızdır.
Dil sadece bize ait bir unsur değildir. Hayvanların, bitkilerin de kendileri arasında iletişim sağlamak için kullandıkları bir bildirişim dizgesi, yani dili vardır. Örneğin bal özünün yerini bulan bir arı merkeze (kovana) dönüp, kovan içerisinde yaptığı bir takım hareketlerle, bal özünün yönünü ve mesafesini diğer arılara bildirmektedir. Yine yunus balıklarının bir takım titreşimlerle iletişim kurdukları incelenip, ispatlanmıştır.
Demem o ki, dile sahip olmakla, yani iletişim kurma özelliğimizle diğer canlılardan ayrılmamaktayız. Bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimiz bilme özelliğimizdir. Bildiğimiz ölçüde insanız. Hayvanlar ve bitkiler kodlanmış bilgilerle hareket ederler buna melekler de dahildir. Örneğin bir ağaç güz mevsiminde yaprak döker, ilkbaharda yaprak açar, kurumadığı sürece bu döngü öyle devam eder. Bir kedi doğar, beslenir, yavrular, ölür. Melekler Allah’ın onlara söylediklerinin dışında başka bir şey bilmezler. Şüphesiz Bakara süresinin 32. ayetinde şöyle buyrulmuştur: ‘seni tenzih ederiz’ dediler. ‘Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir ilmimiz yoktur’. Ayetten malum olan, meleklerin de tıpkı robotlar gibi kodlanmış bilgilerle hareket ettikleridir. İnsan kodlanmış bilgilerle değil, kendi bilip, öğrendikleriyle amel eder, üretir tasarlar. Bunların hepsi bilmenin ürünü olan bilgiyle gerçekleşir. Bilgi de düşünce ve dille elde edilir.
Düşüncemiz dilimizle zenginleşir ve olgunlaşır. Düşüncelerimizi dilimizle ifade eder ve toplumun diğer fertlerine aktarırız. Okumayı, dilimizi ve düşüncemizi güzelleştiren, geliştiren okumayı ihmal etmeyelim. Dinlediklerimiz okuduklarımızdan daha çok yanıltır bizi. Okuduğumuz bize ait, dinlediklerimiz başkalarına aittir.
Değerli okuyucu, bu yazımı burada noktalar, bir dahaki yazıda görüşmeyi temenni ederim.

irfan Alan
irfanalan12@gmail.com